26 Nisan 2018

BU KIRMIZI MEYVELİ KURABİYELER SANA...




Evet bu kırmızı meyveli kurabiyeler sana Hayat Mutfakta Güzel...

Bu tarif de bugün senin için olsun, nice yıllarına olsun. 7 yıl mı olmuş?

Sayende hoşça vakit geçiriyorum. 

Bakalım daha ne kadar arkadaşlık edeceksin, daha kaç sayfa açacaksın bana...

MALZEMELER


200 g tereyağ


¾ su bardağı toz şeker


1 tane yumurta


2,5 su bardağı un


1 paket kabartma tozu

Ve

Yeteri miktarda kırmızı meyve... İstediğiniz meyveleri kullanabilirsiniz. Çilek, frambuaz... Meyveleri yıkadıktan sonra kurulayarak kullandım.



Un hariç diğer malzemeleri iyice karıştırdıktan sonra unu yavaş yavaş ilave edin ve ele yapışmayan bir hamur elde edin. Hamurdan cevizden biraz büyük parçalar halinde toplar yaparak yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine yerleştirin. Pişerken yayılacakları için aralarında biraz boşluk bırakın.

Kurabiyeleri şekillendirirken dondurma kepçesi kullanıyorum. Kolaylık oluyor. Deneyebilirsiniz.



Meyveleri tepsiye dizdiğiniz kurabiyelerin üstüne istediğiniz şekilde yerleştirin. Parmağınızla ezmeden meyvelerin üstüne  biraz bastırabilirsiniz.

Ve kurabiyelerinizi 170 dereceye ısıttığınız fırında pişirin. 18- 20 dk yeterli bir zaman.

Görüntüsü de yemesi de eğlenceli bir kurabiye oldu...




AFİYET OLSUN





24 Nisan 2018

NE GÜZEL BİR ŞEHİRSİN İSTANBUL...(2)




Edindiğim ufak bilgilerle Topkapı Sarayı fotoğrafları...


Topkapı Sarayı Fatih Sultan Mehmed’in 1453 yılında İstanbul’u fethetmesinden sonra 1460 yıllarında yapımına başlanan ve 1478 yılında tamamlanmış, Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasındaki tarihi İstanbul yarımadasının ucundaki Sarayburnu’nda bulunan Doğu Roma akropolü üzerindeki 700.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuş. Fatih Sultan Mehmed’den itibaren otuzbirinci padişah Sultan Abdülmecid’e kadar yaklaşık dört yüz yıl süreyle imparatorluğun idare, eğitim ve sanat merkezi olarak kullanılmış, aynı zamanda padişahın evi olmuş. 19.yüzyılın ortalarında hanedanın Dolmabahçe Sarayı’na taşınması ile terkedilmiş olmasına rağmen önemini her zaman korumuştur.


Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, 3 Nisan 1924 yılında müze haline getirilen ve Cumhuriyet’in ilk müzesi olan Topkapı Sarayı Müzesi, günümüzde yaklaşık 300.000 metrekarelik bir alan kaplamaktadır. Kara tarafından Fatih’in yaptırdığı Sur-i Sultani, deniz tarafından ise Doğu Roma surları ile şehirden ayrılan Topkapı Sarayı, mimari yapıları, koleksiyonları ve yaklaşık 300.000 arşiv belgesi ile dünyanın en büyük saray-müzelerinden biridir.


Ayasofya tarafındaki saltanat kapısından girilen ve birbirinden geçilen dört avlu çevresindeki mimari yapılardan oluşan Saray’ın etrafı bahçeler ve meydanlarla çevrilidir.




Babüsselam, Fatih Sultan Mehmed tarafından 1468 yılında yaptırılmış. Padişahtan başka hiç kimsenin atla giremediği anıtsal kapı. Saray’ın ana bölümlerine geçit verir.




Babıhümayun, Topkapı Sarayı’nın üç törensel kapısından biridir ve I. Avlu’ya geçit verir, Fatih Sultan Mehmed tarafından 1478 tarihinde yaptırılmış.





4. yüzyılda inşa edilen Aya İrini Kilisesi, 532 yılında geçirdiği yangın sonrasında Doğu Roma İmparatoru Justinianus tarafından 548 yılında yeniden yaptırılmıştır. Topkapı Sarayı’nın I. Avlu’sunda, Ayasofya’nın yakınında ve onunla çağdaş olan tarihî bir müze. Camiye çevrilmemiş en büyük Bizans kilisesidir.







Bağdad Köşkü  Sultan IV. Murad’ın (1623-1640) Bağdad fethi anısına yaptırılmış.








Revan Köşkü, Sultan IV. Murad’ın ( 1635-36 ) Revan Seferi ve zaferi anısına yaptırılmış.

Tavan süslemeleri ve duvarları göz alıcı...








Sofa Köşkü, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından 17. yüzyıl sonlarında yaptırıldığı sanılıyor. 18. yüzyıl başında Sultan III. Ahmed ve daha sonra Sultan I. Mahmut Döneminde onarılmış. Geçirdiği onarımlardan sonra Türk rokokosu denilen üslubun ilk örneği olarak günümüze ulaşmış.











Sarayın içi ve bahçesi kadar manzarası da  çok güzel. O zamanlar ucsuz bucaksız yeşil ormanları seyrediyorlardı muhtemelen ama bugün gördüğüm bu manzara da çok güzel. Galata kulesi, boğaz ve gemiler… Saatlerce bakılası bir manzara… 








Topkapı Sarayı’nın III. Avlu’sunda bulunan Enderun Çeşmesi III. Ahmed tarafından 1710 yılında yaptırılmıştır. Yine III. Ahmed tarafından yaptırılan Enderun Kütüphanesi’nin bitişiğindedir. 





Arapça “herkesin girmesine izin verilmeyen kutsal yer” anlamına gelen harem, Müslüman ülkelerde mahrem aile yaşantısını tanımlar. “Harem” kelimesi iki farklı anlamda kullanılırdı. Birincisi “padişahın haremini” yani ailesini, ikincisi ailenin içinde yaşadığı mekânı ifade ederdi. Osmanlı yönetim anlayışına uygun olarak devşirme kapıkulu kadrosunun bir kanadını oluşturan saray hareminin amacı, hanedanı oluşturmasının yanısıra, disiplinli bir eğitimden sonra cariyeleri, Enderun mektebinde yetiştirilen ağalarla evlendirerek bir devlet aristokrasisi yaratmaktı.


Topkapı Sarayı Harem Dairesi, padişah, valide sultan, padişah kadınları, çocukları, kız ve erkek kardeşleri ile hizmetli cariyelerin ve Harem’in koruyucusu Kara Ağa'ların yaşam alanıydı. 





Divan Meydanı Osmanlı Devleti’nin yönetim merkezi ve bir tören alanı olan avlu. Saray’ın inşası sırasında şekillenmiş, 16. yüzyılda özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminde genişletilerek yenilenmiştir. Avlunun dört yanı revaklarla çevrilidir.


Cülus denilen padişahın tahta çıkış töreni, ordu sefere çıkmadan önce Sancak-ı Şerif’in sadrazama teslim töreni, arefe divanı, bayramlaşma töreni, padişahların cenaze töreni, sipahi ve yeniçerilere üç ayda bir maaşlarının ödenmesi sırasında düzenlenen ulûfe törenleri ve elçi kabulleri bu avluda yapılırmış.





Sünnet Odası, Saray’ın Galata’ya bakan en gösterişli cephesinde yer alan yazlık köşk...

Kanunî Sultan  Süleyman döneminde (1520-1566) yapıldığı düşünülmektedir. Padişahın yazlık odası olarak tasarlanmış bu saray köşkünün, Sünnet Odası olarak anılmasının sebebi, Sultan III. Ahmed’in ( 1703–1730) şehzadelerinin sünneti sırasında bu köşkün kullanılmasından kaynaklanmaktadır.





Burası, Sofa-i Hümayun… Yani hükümdarlara ait alan… Fatih Sultan Mehmet döneminde şekillenen koğuşlar, padişaha ait yapıları içeren avlu ile padişaha ait köşklerin bulunduğu mekân;  Padişah Avlusu olarak da biliniyor. Sofa-i Hümayun, mermer teras ve çiçek bahçesinden oluşuyor. 








Taht odası





Valide Sultan Dairesi


Elbette ki çok ama çok daha fazla görülecek yer ve öğrenilecek bilgiler var... Bunlar sadece bir kısmı... 


Bu görkemli sarayın tadını çıkarmak için bütün bir gününüzü ayırmanız ve aynı zamanda da güzel güneşli bir hava gerekli.


Sarayın odalarını, bahçelerini gezerken o zamanları hayal etmeden duramıyor insan… Ve tarihin o zamanlarında yaşayan insanlarla aynı yerlere basmış olabilme düşüncesi de değişik duygular yaşatıyor, dalıp gidiyorsunuz arasıra…









19 Nisan 2018

NE GÜZEL BİR ŞEHİRSİN İSTANBUL... (1)






Masal gibi bir şehir...


İstanbul...


Fatih, Beşiktaş, Yıldız Parkı, Bebek, Emirgan, Beyazıt...


Çocukluğumun hatıralarında silikleşen, üniversite yıllarımda sınavların sıkıntısıyla biriktirdiğim anılarımın olduğu şehir...


İlkokul zamanlarında nerede olduğunuzu pek hatırlamazsınız ya... Ya da benim için öyle... Ya da hatıralar zamanla hafızanızda küçülür ve en çok tekrar ettiğiniz anlar kalır.





Fatih hayal meyal kalır ilkokul zamanlarımda, sonra Beşiktaş... Sahili ve pazarı kalmış aklımda, cumartesi günleri kurulan, hala var sanırım... Sonra Bebek, ortaokul yıllarımda... En çok da Ortaköy, Emirgan...  Annem ve babam sahilde oturmayı ve denizi seyretmeyi severdi, biz de kardeşimle pek zevk almazdık. Şimdi o günlere dönsek ve gene o sahillerde oturup geçen tankerleri ve gemileri seyretsek ne güzel olurdu...


Sonra üniversite için yeniden İstanbul başladı benim için. Beyazıt... İstanbul Üniversitesi...





Biraz daha büyüyüp yeniden gelmiştim ama bu sefer de dersler, sınavlar derken yine bu güzel şehrin tadını çıkaramadan geçivermiş üniversite yılları da...


Kısmette yıllar sonra kendi ailemle gelmek varmış, sadece gezmek için...


Gezilecek çok yer var elbette ki... Ama en önemlisi tarihi yarımada sanırım. Tarihte bir çok olayın gerçekleştiği ve bir çok eserin bulunduğu çok önemli bir yer. Belki de İstanbul’un tarihi mirası...


Sultanahmet Meydanı İstanbul'un en önemli meydanlarından biridir. Bizans devrinde Hipodrom, Osmanlı döneminde At Meydanı olarak bilinen geniş bir alan. 








Bu alanda  Alman Çeşmesi gözümüze takılan ilk eser diyebilirim. Mimari yapısı ve mozaikleri ile öylece duruyor. Alman imparatoru II. Wilhelm’in 1898’de İstanbul’a ikinci kez gelişinin anısına ithaf edilen Alman Çeşmesi, imparatorun sultana ve İstanbul’a hediyesiymiş. Almanya’da yapılıp 1901’de İstanbul’daki yerine monte edilen çeşme Neo-Bizanten üslubunda olup, içerisi altın mozaiklerle süslenmiş. Özellikle kubbe şeklindeki tavanı ...


Bu alanda yer alan üç dikili taştan en ünlüsü olan Obelisk, 390 yılında Mısır’dan getirilmiş ve tam otuz bir günde bugünkü yerine dikilebilmiş. MÖ. 1450 civarında Mısır Firavunlarından biri için yapılmış.





Meydanı süsleyen Yılanlı Sütun ise kenti haşarat istilasından korusun diye Apollon’daki Delphi Tapınağı’ndan getirilen ve birbirine dolanan üç yılanın  temsil ettiği bir tılsımmış. Ama ne yazık ki güzel bir fotoğrafını çekmemiş olmanın üzüntüsü içinde olduğumu söylemem gerek...


Meydandaki son anıt ise otuz iki metre yüksekliğiyle, son derece etkileyici görünen ve meydana tepeden bakan Örme Dikilitaş...





Million Taşı; Ayasofya’dan Beyazıt’a giden yolun sağında, tam köşede yer alan ve dikkat etmezseniz görmeden geçebileceğiniz bir eser. Konstantinopolis’i başkent yapan Büyük Konstantin’in, Antik Roma yollarının başlangıç noktası ve dünya üzerindeki  diğer şehirlerin bu şehre olan uzaklığının hesaplanmasında kullanılan sııfır noktası.





Sultan Ahmet Camii altı minaresi ile bu meydanın en görkemli yapısı olarak karşınıza çıkar. Hem dış mimarisi hem de iç mimarisi ile göz alıcı bir eser.








Sultan Ahmet Camii, 1609- 1617 yılları arasında Osmanlı Padişahı I. Ahmed tarafından İstanbulda’ki tarihi yarımadada, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’ya yaptırılmış. Cami, mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için ve yarım kubbeleri ve büyük kubbesinin içi de yine mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılarca Mavi Camii ( Blue Mosque ) olarak adlandırılmıştır. Ayasofya’nın 1935 yılında camiden müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbul’un ana camii konumuna ulaşmıştır. Türkiye’nin altı minareli ilk camiidir.









Ve elbette ki Sultan Ahmet Köftecisi… Sıra beklemek zorunda kalabilirsiniz… 





En önemli el sanatımızın turistlere gösterildiği halı dokuma tezgahları ve halı dokuyan kadınlarımız… Unutulmaması gereken el sanatlarımızdan…














15Ekim 2015
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...