03 Mayıs 2013

MARSİLYA








Fransa’nın en eski şehri, 2600 yıl önce kurulmuş ve Paris’ten sonra ikinci büyük şehri. Dağlarla çevrili olmasına rağmen şehrin her tarafından görünen büyük bir liman manzarası en çok aklımızda kalan. Tarih ve kültürün içice girdiği sevimli bir şehir. 2013 Avrupa Kültür Başkenti olması da gezimizi daha bir anlamlı kıldı.


Fransa’nın bir şehri ama nedense kendimizi Fransa’da değilde İtalya’nın bir şehrinde gibi hissettik. Akdeniz kıyısında olması belki de böyle hissettirdi. Akdenizli Fransız kenti, bu ifadeyi bir yazıda okumuştum, şimdi anlam buldu. Hareketli ve kalabalık bir şehir. Yılın 300 gününün güneşli geçtiği söyleniyor.


Şehre yaklaşırken ilk önce sarı toprak renginde, renkli panjurları olan evler dikkat çekiyor.

Yol boyunca ceviz ağaçları eşlik etti göz alabildiğince. Doğa farklı bir konuma büründü, daha bir yeşil, daha bir sıcak...


Görülmesi gereken çok yeri var, tarihi çok eski zamanlara dayandığı için de her yerde bir çok eser görmek mümkün. M.Ö 600 yılında Foça’dan yola çıkan Yunanlıların bu kıyılara ayak basmış olması da ilginç bir tarihi ayrıntı.




Marsilya yolu üzerinde bulunan Aix-en-Provence bölgesi tarihi ve kültürel yapısı ile doğayla başbaşa kalabileceğiniz bir bölge. Picasso’nun tablolarını yaptığı meşhur lavanta tarlalarının en çok bulunduğu yerler bu bölgede, mevsiminde olursa sanırım muhteşem bir görüntü oluyor, resimlerden anlaşılıyor. Lavanta tarlalarını mevsim nedeni ile göremedik ama lavanta dolu keselerin her yerde satılıyor olması ve mis gibi kokması çok hoşumuza gitti. Aynı zamanda çok çeşitli çiçeklerin de bulunduğu bir bölge. Sanırım sadece bu bölge için uygun bir mevsimde başlı başına bir gezi planı yapmak gerekir.


Ve sabunları ile ünlü Marsilya, bütün dükkanlarda renk renk farklı çiçeklerden yapılmış keskin kokulu sabunları bulmak mümkün.



Gezilecek çok yeri var. Bunun için tur otobüslerini kullanarak kısa bir şehir turu yapabilir ve gidilmesi gereken yerler hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Metro, otobüsler ve trenler sayesinde kolaylıkla istediğiniz yere gidebilirsiniz. Elektrikli otobüslerini çok sevdim.


Le Vieux Port yani eski liman, şehri gezmeye başladığınız zaman ilk gideceğiniz  yer, geziye başlama noktası. Bir çok yat ve katamaranın yanısıra tur tekneleri ve ticari gemilerin de bulunduğu bu liman Akdeniz’in en büyük ticari limanıymış.



Limandan çıkarken görebileceğiniz kalelerden bir tanesi; Le Fort St. Jean


La Canebière en ünlü bulvarı, yaklaşık 1 km uzunluğunda, otellerin, dükkanların, cafe ve restorantların yer aldığı bir bulvar.



La Cathédrale de La Major



Palais Du Pharo, liman çıkışında görebileceğiniz büyük bir bina, Napolyon III tarafından yaptırılmış, şimdilerde ise konferans merkezi olarak kullanılan bir bina.



Şehrin her yerinden göze çarpan görkemli eser de La Basilique Notre Dame de la Garde. Altın varak ile yıldızlı bakırdan yapılmış Madonna ve Çocuk heykeli ile ihtişamlı bir görüntüye sahip, sanki şehri korumak için oradaymış gibi. Çok yüksek. İçi de ayrı bir sanat eseri, her tarafında el emeği, o dönemi anlatan resimlerle kaplı...



Kilisenin bulunduğu tepeden bakıldığında bütün Akdeniz ayaklarınızın altında. Şehir ve liman tamamen görülebiliyor bu tepeden.


İki tane de ada görüyorsunuz bu tepeden bakınca;



Le Château d’If; Alexandre Dumas’ın romanı Monte Kristo Kontu ile üne kavuşan bir ada. 1524 yılında Fransa Kralı tarafından silah deposu olarak yaptırılmış ve sonra hapishane olarak kullanılmış, 17. yüzyılda da devlet hapisanesine dönüştürülmüş. Şimdilerde ise turistler için gezilecek tarihi bir yer.


Les Iles Du Frioul adası ise daha büyük, evler ve restorantlar var. Sanırım yaz sezonunda daha çok tercih ediliyor, denize girmek için güzel bir yer. 


Bu iki ada için tekne turları düzenleniyor, böylelikle adalara ayak basarak Akdeniz havasını içinize çekmiş oluyorsunuz.


Deniz kenarı boyunca güzel bir deniz manzarası ve şirin evler size eşlik ediyor, Nice'e benzediği için küçük Nice olarak adlandırılan yerdeki evler de manzaranın bir parçası.















Gezi Tarihi: 29.03/01.04- 2013

7 yorum:

  1. ay ay harika o minübüsün şekerliği ney öyle.
    eline sağol kuzum:)))

    YanıtlaSil
  2. Ben evde sıkıntıdan patlıyorken çok kıskandım çok.:)
    Ahh belki nasip olur birgün gidip görmek oraları..
    Sevgiler canım:)

    YanıtlaSil
  3. Ne güzel bir gezi olmuş. Yılın 300 günü güneşli olması harikaymış :))

    YanıtlaSil
  4. Canım istedi... Bir plan yapmalı.

    YanıtlaSil
  5. 300 gun gunes ! Muhtesem! Oraya tasinalim hep beraber:)

    YanıtlaSil
  6. Çok merak ettim. Gitmediğim bir yer. Ne de güzel anlatmışsın. Eşimle, gezmeyi çok sevdiğimiz için, gidilecek yerler listesi epeyce kabarık. Emin ol ki, Marsilyayı listeye ekledim. Sadece henüz eşimin bundan haberi yok:))
    Bu güzel paylaşım için çok teşekkür ederim.
    Sevgiler canım...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...