16 Ağustos 2011

DUMANI ÜSTÜNDE TARHANA ÇORBASI



Bir tencereye önce zeytinyağı konur, domatesler rendelenir, koyu yeşil renkli ince ve uzun sivri biberler her seferinde olduğu gibi acımıdır değilmidir soruları ile ( aslında şöyle bir dil ucuna değdirilerek yapılan bir testtir acılık testi ama Ramazan olunca bu test yerini tahminlere bırakır,  her seferinde de acı çıkar bu ince ve uzun yeşil biberler… ) ince ince doğranır ve güzelce kavrulur. Su ilave edilir ve kaynamaya başlamadan az önce evde özenle yapılmış tarhana kaşık kaşık ilave edilir. Tahta kaşık ile karıştıra karıştıra güzelce pişirilir. Bu karıştırma önemlidir, biraz ara verilirse tarhana topak topak olacağı için başında kim varsa kaynayana kadar karıştırmayı bırakmaması gerekir. İşte böylece iftara yarım saat kala bir koku yayılmaya başlar hafiften hafiften, domatesle biberin tarhanayla buluşma kokusu… Ortaya kurulmuş yer sofrasında çorbanın yeri çoktan ayrılmıştır. Etrafın o gün ne varsa dizilmiş, tabaklar yerini çoktan almıştır. Bir de tarhana çorbasına eşlik eden hatırı sayılır bir tat vardır ki olmazsa olmazlardan; yaz turşusu… Çabuk hazırlanan, kendine özgü bir tadı olan, domatesi, salatalığı ve biberleri ile çok yakışır bu sofraya. Ezan sesiyle birlikte top sesini duymak için herkes sabırla bekler sofra başında. Sahura kalkmak için davulun sesini duymakla başlayan sürenin bitmesine artık saniyeler kalmıştır. Ve eller uzanır ezan sesi ile birlikte sofradaki bardaklara doğru, sular yudumlanır dualarla ve kaşıklanır dumanı üstünde mis kokulu tarhana çorbası. Her ne kadar sahura kalkmak için mücadele versem de itiraf etmeliyim ki dayanmak çok zordu. Gün uzun ve sıcak, aynı dedikleri gibi; bu uzun günlerde ben oruç tutamam, zorlanırım… Ama onları haklı çıkarmış olmamak adına gelecek sahur için planlar yapmaya devam ederdim tarhana çorbasını büyük bir iştahla kaşıklarken. Ya şimdi yine aynı oruç tutma duygusu, ama bu biraz farklı, sıkıntılı, rahatsızlık verici, aslında oruç tutamamanın acısı. Çünkü son yıllarda ben oruç tutamıyorum, ben orucu tutamadan migren beni tutuyor. Denemelerim oldu ama sonuç hüsran ve ağrılı günler… Neden böyle oldu bilmiyorum. Artık yıllarca tuttuğum oruçları hayal ediyorum, oruç tutanlara iftar sofraları hazırlıyorum. Koşuşturma içinde nasıl geçtiğini anlamadığım bir günün sonunda acele ile eve gelip açtığım oruçları hatırlıyorum. O günlerde iftar yemekleri vermek ve onlara büyük bir zevkle hazırlanmak hep mutlu ederdi beni. Bu yemeklerin anlamı daha farklıydı, tarifi imkânsız bir huzur olurdu benim için. Davet vermek ( aslında çok kalabalık değildik, çok büyük sofralar değildi ama ) için masaları birleştirmek, hurma ve zeytin tabaklarını hazırlamak, bol çörek otlu pideler… Bunlar da benim zamanımda geçen günler, benim özlemlerim… Sanırım yaptığımız yer değişikliğinden dolayı o günlerin havasını yakalamak biraz zor. Ama olsun bütün bunları kurduğumuz küçük dünyamızda yaşatmaya çalışıyoruz. Kim bilir belki de bu küçük dünyanın kurulmasında hafızalarımıza kazınmış bu hatıraların büyük rolü vardır.

1 yorum:

  1. HAYATMUTFAKTAkininyanindaGUZEL16 Ağustos 2011 18:54

    Yaaa o zamanlarda istar davetleri verilirdi. Isyerindeki evli abiler biz bekarlarla ozellikle ilgilenir, ilk bizleri davet ederlerdi iftara. Her seferinde ozenilmis cesit cesit yemeklerle dolu iftar sofralari. Sonra biz de evlendik. Biz de abilerimizden gordugumuz gibi bekarlardan baslamak uzere is arkadaslarimizi davet ettik. Davet veren olmak buyumek demekti, abi olmak demekti, ekabirlere karismak demekti. Haa eslerinden dolayi davet veremeyen arkadaslarimiz da oldu tabi. Cok sukur esimiz basimizi onumuze egdirmedi, "davet veren" olma gururunu yasatti, bir sekilde uzerimize duseni yapabildik. Hem de en guzel, en ozenli sekilde. Bu arada oyle soyledigi gibi az falan da degildi davetli sayisi. Iki-uc ayri sofra kurulurdu, 20-30'u bulurdu davetli sayisi. Evdeki catal, bicak, tabak yetmez takviye bile yapilirdi. Flortse flort, yine de demek zorundayim. Hakkin odenmez HAYATMUTFAKTAGUZEL..!

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...