14 Haziran 2011

KÜÇÜK JAPON KIZI




Göl kenarında küçük bir kız...ailesi ile piknik yapıyor. Küçük bir kız dediysem gerçekten küçük, 2 yaşında yaklaşık. Hani yürümenin tadını daha yeni anladıkları zamanlar, kafalarını sağa sola çevirerek etraflarına baka baka giden, yanakları tombul, kendi de öyle, tatlı tatlı dolanıyor etrafta, üstelik bir de japon, daha bir tatlılık var ondan dolayı...ailelerin arasında geziniyor. Bizim yanımıza da geldi, eli ağzında ve gözler takıldı birbirine gülüştük öylece. Baktım kimdir diye ailesi, hemen anladım, şu yanımızdaki bir grup insan. Kendi hallerinde eğleniyorlar, anlatıyorlar, gülüyorlar...Ne güzel, etrafta huzurlu insanların olması, kendini mutlu hissediyor insan. Biz de oturduk sohbet ediyoruz kendimizce, çayımızı yudumluyoruz. Çayın tadı birlikte olunca daha bir güzel oluyor. Etrafı seyrediyoruz...Ben bunu çok yaparım, yanımda kimse yoksa eğer daha çok izlerim insanları, olayları çözümlemeye çalışırım, merak değil ama benimki, kendimi çözümlemek. Etrafa bakarak kendimi incelemek, kendimi farketmek. Kendime benzeyen insanları aramak. En yakın grup, şu küçük japon kızın ailesi, hareketlerine bakıyorum insanların, farklı kültürler, alışkanlıklar...ama yemek yemek, arkadaşlarla eğlenmek aynı, sanırım bu hiç değişmez. Benim kendilerini izlediğimin farkında değiller, koca koca insanlar şakalaşıyorlar, eğlenmek de kültür farkından etkilenmiyor, şekli farklı olabilir ama insan eğlenmeden duramıyor...Zaman böylece aktı gitti, hadi dedik biz artık evimize gidelim, ama bir dakika, koca koca şakalaşan insanlar birden ciddileştiler ve hararetle ayaklandılar, benim içim yandı, küçük kız dedim, birbirimize baktık, aramızda dolaşan tombul yanaklı kızın farkına varmamıştı kimse, herkes onu aramaya başladı...herkes dağıldı dört bir tarafa, biz elimizde çantalarla, ağır adımlarla sağa sola bakarak başladık yürümeye...O an annenin yerinde olmak istemezdim, çok büyük bir korku, annenin yüzü bembeyaz, nasıl olmasın, koşuşturuyorlar...Eve gitmek istemiyorum küçük kız bulunmadan, gözleri gülen japon kız...Saniyeler uzadı annesi için eminim. Sonra birden belirdi merdivenlerin alt ucunda, hiç bir şeyden haberi yok...Aynı şaşkın ifade suratında, kendi dünyasında keşfetmenin mutluluğu ile olan bitenden haberi olmadan duruyor. Anne kızını gördü ve kısa bir rahatlamadan sonra hızla üstüne doğru yürümeye başladı, kucağına alacak diye aklımdan geçirirken birden eli ayağındaki terliğe gitti ve...  bakmak istemedim, içim acıdı, o tatlı gözleri öyle hatırlamak istedim, arkama bakmadan ilerledim...kültürler farklı ama baktım ki bu tepki tanıdık, sokakta düşen çocuğuna düştün diye tokat atmaktan farksız, bildik bir davranış. Birbirleri ile şakalaşan o koca koca insanlar, böyle durumlarda kendilerini sorgulamak dururken, elinden tutup almak varken, küçük tatlı kızdan hesap sordular...bunu yaptıran kuvvet; ya annenin duyduğu o tarifsiz korku, ya annelik duygusu, ya da anlatılamayan evlat sevgisi olsa gerek. Belki aynı durumda farkında olmadan ben de aynı şeyi yapardım ... Ama öğrendiğim şu ki; ne olursa olsun çocuklarımızı göz ucuyla da olsa takip etmek de fayda var. Küçüğe hesap sormadan önce tedbir almak daha yapıcı bir çözüm olurdu herhalde.Olay güzel bir sonla noktalandı...biz de rahat rahat eve döndük.

2 yorum:

  1. Guzel gozlem. Ben de kendimi bir anda ulkemde bir mahallede hissettim. Icgudusel tepkiler ne kadar benzer, ne kadar insana ait. Annenin ayagindaki terlige sarildigi an da cok ilgincti gercekten :) Kaybettigini sandigi tatli kucuk kizini bulmanin mutlulugunu, terligiyle kizcagizin poposunda kutlama gayreti :) Bu arada merak edenler icin, oyle kiyasiya bir dayak olmadi bu, sadece biraz korkutup bir iki "cennetted cikma"...
    Imza: hayatmutfaktakininyanindaguzel.com :)

    YanıtlaSil
  2. Iyi ki bulmuslar! Gerci Cenevre'de hic kimse kaybolamaz bence. Mutlaka bir polis gelip alirdi kendi kendine dolasan kucuk kizi... Ama o korku yeter...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...